Yeni doğum yaptınız, hayatınız altüst oldu, herkes bunun hayatınızın en mutlu dönemi olması gerektiğini söylüyor.
Ama siz belki duşa girince ağlıyor, eşinize patlıyor ya da bebek nihayet uyumuş olsa bile saat 03.00’te yatağın içinde gözünüz tavanda, kafanızda tek bir soru dönüyor olabilirsiniz:
„Benim neyim var?“
Eğer bu size tanıdık geliyorsa, kırık değilsiniz, kötü anne değilsiniz ve kesinlikle yalnız değilsiniz.
Bu yazıda lohusalık hüznü ile doğum sonrası depresyon (postpartum depresyon) arasındaki farkı, doğum sonrası anksiyete belirtilerinin nasıl göründüğünü ve neyin „hormonal iniş çıkış“ neyin ise profesyonel destek gerektiren bir durum olduğunu adım adım anlatacağız. Buradaki cümlelerden biri bile size benziyorsa, lütfen okumaya devam edin. Bazı kadınlar için bu bilgileri bilmek gerçekten hayat kurtarıcı olabiliyor.
Türkiye’de çoğu kadın doğum uzmanı, ebe ya da hemşire size mutlaka „lohusalık hüznü“nden bahseder. O anda ciddiye almayabilirsiniz. Sonra bebek doğar, eve gelirsiniz ve bir anda ne demek istediklerini iliklerinize kadar hissedersiniz.
Lohusalık hüznü, araştırmalara göre annelerin yaklaşık %70–80’inde görülüyor. Yani her 10 anneden 7–8’i, bir şekilde bu dönemi yaşıyor.
Genellikle şu etkenlerle bağlantılı:
Bu, zayıf olduğunuz anlamına gelmez. Bedeniniz ve beyniniz çok kısa sürede çok büyük bir değişime uyum sağlamaya çalışıyor.
Çoğu anne doğumdan hemen sonra duygusal dalgalanmaları fark etmeye başlar.
Lohusalık hüznü ne zaman başlar?
Genellikle doğumdan 2. ya da 3. günde
(çoğu zaman hastaneden çıktıktan ya da adrenalin etkisi azaldıktan sonra).
Ne zaman zirve yapar?
Sıklıkla 5. gün civarında. Birçok kadın 5. günü „tam çöküş günü“ olarak anlatır.
Lohusalık ne kadar sürer? Lohusalık hüznü ne kadar sürer?
Bu duygusal iniş çıkışlar genelde 2 hafta içinde belirgin şekilde hafifler.
Hâlâ yorgun ve hassas hissedebilirsiniz ama o bastıran, öngörülemez dalgalanmalar sakinleşir.
Eğer belirtileriniz 2 haftadan sonra da aynı şiddette devam ediyorsa, bu durum lohusa depresyonu / doğum sonrası depresyon açısından aile hekimi, kadın doğum uzmanı ya da psikiyatri ile konuşmanız gerektiğine işaret eder.
Lohusalık hüznü belirtileri epey dağınık ve karmakarışık hissedilebilir. Bir an bebeğinizin yüz ifadesine gülersiniz, bir sonraki an tost yandı diye hüngür hüngür ağlarsınız.
Sık görülen lohusalık hüznü belirtileri:
Ani duygu durum dalgalanmaları
Bir anda iyiyken, bir anda ağlamaklı ya da sinirli olmak.
Aşırı ağlama hali
„Hiçbir sebep yokken“ ağlamak. Özellikle akşamüstleri ya da misafirler gidince.
Sinirlilik ve tahammülsüzlük
Eşe, aileye çabuk parlamak, kolay gerilmek.
Kaygı artışı
Özellikle emzirme, uyku, bebeği „doğru“ yapıp yapmadığınız konularında normalden fazla endişe.
Bebek uyurken bile uyuyamama
Çok yorgunsunuzdur ama zihniniz durmak bilmez.
Bunalmış hissetmek
Günün temel işleri (emzirme, alt değiştirme, bir duş almak) size maraton gibi gelir.
Lohusalık hüznünde, tüm bunlara rağmen:
Yaşadığınız tablo buna benziyorsa, büyük ihtimalle lohusalık hüznü yaşıyorsunuz. Bu dönemde en çok iyi gelenler: dinlenmek, destek almak ve „Bu normal, geçecek“ cümlesini duymak.
Doğum sonrası depresyon, yani postpartum depresyon, biraz uzun sürmüş lohusalık hüznü değildir. Tıpkı fiziksel bir hastalık gibi, ciddiye alınması ve tedavi edilmesi gereken bir ruhsal sağlık sorunudur.
Türkiye’de yapılan çalışmalar doğum sonrası depresyonun annelerin yaklaşık %10–15’inde görüldüğünü bildiriyor. Yani en az her 10 kadından 1’i, büyük olasılıkla daha fazlası, ilk yıl içinde bu süreci yaşıyor. Birçok kadın neler hissettiğini kimseyle paylaşmadığı için gerçek oran daha da yüksek olabilir.
Bu kısım çoğu kişinin kafasını karıştırır.
Doğum sonrası depresyon:
Yani bebeğiniz 4 aylık ya da 9 aylıkken „Artık lohusa depresyonu olamaz herhalde“ diye düşündüyseniz
evet, olabilir. Bu süre hâlâ doğum sonrası dönem kabul edilir.
Herkesin yaşantısı biraz farklıdır ama doğum sonrası depresyon belirtileri arasında sık görülen bazı ortak noktalar var.
Bu belirtilerden birkaçını 2 haftadan uzun süredir, çoğu gün, gün boyu yaşıyorsanız, artık doğum sonrası depresyon tedavisi için destek almanın zamanı gelmiş olabilir:
Sürekli üzgün ya da boş hissetmek
Günün büyük kısmında çökkün, boş, umutsuz hissetmek.
İlgi ve zevk kaybı
Eskiden zevk aldığınız şeyler (dizi, kitap, hobiler, hatta bebeği kucaklamak) size artık anlamsız veya tatsız geliyorsa.
Bebeğe karşı ilgi kaybı
Bebeğinizin temel ihtiyaçlarını karşılarsınız ama içinizde ona karşı sevgi, yakınlık değil de kopukluk, öfke ya da kayıtsızlık hissedebilirsiniz.
Şiddetli kaygı ya da panik ataklar
Yoğun korku, kalp çarpıntısı, titreme, bayılacak gibi olma, kontrolü kaybedeceğinizi hissetme.
Bebekle bağ kuramama
Herkesin anlattığı o „ilk görüşte aşk“ı yaşamamak, hiçbir şey hissetmemek ya da bebeğe karşı öfke, kızgınlık duymak.
Günlük işlevselliğin bozulması
Giyinmek, duş almak, bir mesaja cevap vermek bile gözünüzde büyüyorsa, hiçbir şey yapamıyormuşsunuz gibi hissediyorsanız.
Aile ve arkadaşlardan uzaklaşma
Aramaları açmamak, buluşmaları iptal etmek, kimsenin sizi anlamayacağını düşünüp yalnız kalmak istemek.
Uyku düzeninde belirgin değişiklikler
Bebeğiniz uyurken bile uyuyamamak, zihnin hiç susmaması ya da tam tersi, sürekli uyku halinde olmak.
İştah değişiklikleri
Neredeyse hiç yiyememek ya da kendinizi durduramayacak kadar çok yeme ihtiyacı hissetmek.
Suçluluk, değersizlik, „kötü anne“ hisleri
Sürekli kendinizi eleştirmek, yeterince iyi olmadığınıza inanmak, küçük hataları bile gözünüzde büyütmek.
Kendinize ya da bebeğinize zarar verme düşünceleri
İstenmeyen, zorlayıcı imgelerden, akıldan gitmeyen düşüncelerden, daha planlı, ayrıntılı intihar ya da zarar verme düşüncelerine kadar farklı şekillerde olabilir.
Bu son iki maddeyle ilgili çok net bir şey söylemek gerekiyor:
Kendinize ya da bebeğinize zarar verme düşüncelerinin aklınıza gelmesi sizi „canavar“ yapmaz. Bu, ne kadar kötü durumda olduğunuzun bir göstergesi. Utanmanız değil, acilen destek almanız gerekiyor.
Bazı kadınlar kendilerini ağırlıklı olarak üzgün değil, dehşet içinde hissederler.
Sürekli tetikte, kalbi çarpar halde, her birkaç dakikada bir bebeğin nefes alıp almadığını kontrol ederek, en ufak kızarıklıkta sabaha kadar internetten araştırma yaparak geceleri geçiriyor olabilirsiniz.
Bu tablo doğum sonrası anksiyeteyi düşündürebilir. Tek başına görülebileceği gibi, postpartum depresyonla birlikte de sık ortaya çıkar.
Bir miktar endişe, annelikle birlikte gayet normaldir. Fakat doğum sonrası anksiyete belirtileri daha farklı görünür:
Bir türlü susmayan aşırı endişe
Kafanızda aynı kaygılar dönüp durur, kendinizi mantıklı şekilde rahatlatamazsınız.
Durmadan akan düşünceler
Zihniniz bir „ya şöyle olursa“ senaryosundan diğerine atlar, kendinizi tüketmiş hissedersiniz.
Sürekli kontrol etme ya da onay arama
Bebeğin nefesini tekrar tekrar kontrol etmek, sürekli birine „Değil mi, normal bu?“ diye sormak.
Fiziksel belirtiler
Göğüste sıkışma, kalp çarpıntısı, baş dönmesi, terleme, her an kötü bir şey olacakmış hissi.
Gevşeyememe
Bebeğiniz güvende ve uykuda olsa bile, bedeniniz alarm hâlindedir, rahatlayamazsınız.
Kaçınma davranışları
„Ya bir şey olursa“ diye dışarı çıkmaktan, uyumaktan, bebeği başkasının kucağına vermekten kaçınmak.
Bazı kadınlar doğum sonrası anksiyeteyi yaşadıkları halde, „Ben çok üzgün değilim, sadece çok endişeliyim, o zaman doğum sonrası depresyon değildir“ diye düşünür. Oysa doğum sonrası ruh hali değişiklikleri çoğu zaman karışıktır, depresyon ve anksiyete birlikte de görülebilir.
Kafanızda netleşmesi için lohusalık hüznü ile depresyon farkını yan yana görmek işe yarayabilir. Okurken yargılamadan, sadece merakla „Ben hangisine daha yakınım?“ diye kendinize bakmaya çalışın.
Lohusalık hüznü
Doğum sonrası depresyon (postpartum depresyon)
2 haftalık dönemi sınır gibi düşünebilirsiniz. O tarihten sonra şiddetli belirtiler devam ediyor ya da yeni başlıyorsa, lohusalık hüznü değil, lohusa depresyonu olma ihtimali artar.
Lohusalık hüznü
Doğum sonrası depresyon
Lohusalık hüznü
Doğum sonrası depresyon
Eğer kendinize sık sık „Lohusalık ne kadar sürer, ben 4 haftayı geçtim hâlâ çok kötüyüm“ diye soruyorsanız, bu durum doğum sonrası depresyon belirtileri açısından bir uzmana görünmek için önemli bir işaret.
Uykusuzluk, her duyguyu kat kat büyütür. Ne yaşadığınızı anlamaya çalışırken şu sorular yardımcı olabilir:
Sihirli bir şekilde bir hafta boyunca derin uyuyabilseniz, sizce çoğunlukla „eski siz“ gibi mi hissedersiniz,
yoksa „Uyusam da bu karanlık gitmeyecek“ gibi bir his mi baskın?
Gün içinde kendinizi ara ara da olsa iyi hissettiğiniz zamanlar var mı,
yoksa sabah gözünüzü açtığınızdan gece yatana kadar sürekli ağır ve karanlık bir duygu mu hakim?
Yakınlarınız size „Seni hiç böyle görmemiştim“ ya da „Pek iyi görünmüyorsun“ diyorsa, dışarıdan gelen bu gözlemi de ciddiye almakta fayda var mı?
Bir de kendi içinizdeki o küçük sesi duymaya çalışın. Eğer içinizin bir yerinde „Sanırım yardıma ihtiyacım var“ diyen bir fısıltı varsa, onu önemseyin. O ses sizi korumaya çalışıyor.
Birçok anne doğum sonrası depresyon için yardım istemeyi erteler. Utanır, „Herkesin derdi var, ben de idare ederim“ diye düşünür ya da „Ben kötü anne miyim?“ korkusuyla kimseye açılmaz.
Dibe vurmayı beklemenize gerek yok. Çok daha önce destek almaya hakkınız var.
Türkiye’de:
Yardım istemenin bebeğinizin elinizden alınacağı anlamına geldiğini düşünen çok anne var. Sağlık çalışanlarının amacı sizi cezalandırmak değil, sizin ve bebeğinizin birlikte, güvende ve iyi olmasını sağlamak. Tedavi, sizin gücünüzü geri kazanmanızı desteklemek içindir.
Aile hekimi ya da psikiyatrinin kapısından içeri girerken her şeyi mükemmel cümlelerle anlatmak zorunda değilsiniz. Sadece ilk cümleyi kurmak bile yeterli.
Mümkünse önce size yakın birine anlatmak iyi gelebilir:
Şöyle cümlelerle başlayabilirsiniz:
Bu yazıyı telefonunuza kaydedip göstermek ya da benzer bir makaleyi onlara okutup „Bak, buradaki çoğu şey bana çok benziyor“ demek de işleri kolaylaştırabilir.
Türkiye’de başvurabileceğiniz yerler:
Şöyle diyebilirsiniz:
„Doğumdan beri kendimi çok mutsuz ve kaygılı hissediyorum. Bu durum 2 haftadan uzun süredir devam ediyor. Lohusa depresyonu / doğum sonrası depresyon olabileceğinden endişeleniyorum.“
Bebekle bağ kuramama, panik ataklar, umutsuzluk, kendinize zarar verme düşünceleri gibi yaşadığınız somut belirtileri özellikle söyleyin. Ne yaşadığınızı ne kadar net anlatırsanız, size uygun destek o kadar kolay planlanır.
Ciddiye alınmayı hak ediyorsunuz. „Abartıyorsun, geçer“ gibi bir yaklaşımla karşılaşırsanız, aynı kurumda farklı bir hekimle görüşmekten çekinmeyin.
Birçok aile hekimi, kadın doğum doktoru ya da hemşire, tarama aracı olarak Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (Edinburgh Postnatal Depression Scale - EPDS) kullanıyor.
Bu, son 7 gündür nasıl hissettiğinizi soran, 10 soruluk kısa bir anket:
Sorulara „Çoğu zaman“, „Ara sıra“, „Hiç“ gibi çoktan seçmeli seçeneklerle yanıt veriyorsunuz.
Verdiğiniz cevaplar, puanlanarak doğum sonrası depresyon riskiniz hakkında fikir veriyor ve daha detaylı değerlendirmeye ihtiyaç olup olmadığını gösteriyor.
EPDS başlı başına bir tanı koyma aracı değil, ön tarama için kullanılıyor.
İsterseniz bu ölçeği internetten de bulabilir, evde doldurup çıktısını veya ekran görüntüsünü randevunuza götürebilirsiniz.
Doğum sonrası depresyon ve doğum sonrası anksiyete, çaresizce katlanmanız gereken durumlar değil. Doğru destekle, birçok kadın tamamen ya da büyük ölçüde toparlanıyor. „Bir yıl böyle idare ederim“ diye düşünmek zorunda değilsiniz.
Sık kullanılan yöntemler:
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT / CBT)
Olumsuz düşünce kalıplarını fark etmeyi ve bunların yerine daha dengeli, gerçekçi düşünceler koymayı öğretir. Davranışlarınızı da küçük adımlarla değiştirmenize yardım eder.
Bireysel psikoterapi ya da danışmanlık
Doğum deneyiminizi, bedeninizdeki ve kimliğinizdeki değişimleri, eşinizle ilişkinizi, annelikle ilgili duygularınızı güvenli bir ortamda konuşma fırsatı sunar.
Devlet hastanelerinin psikiyatri kliniklerinde, üniversite hastanelerinde ve bazı toplum ruh sağlığı merkezlerinde psikolog ve psikoterapi hizmetleri veriliyor. Aile hekiminiz ya da psikiyatri hekimi sizi bu birimlere yönlendirebilir. Özelde çalışan psikolog ve terapistler de bir diğer seçenek.
Bazı belediyeler ve sivil toplum kuruluşları, annelere yönelik grup çalışmaları, destek grupları veya ücretsiz / düşük ücretli psikolojik danışmanlık da sunuyor. Yaşadığınız şehrin yerel hizmetlerini araştırmak faydalı olabilir.
Bazen konuşma terapisi tek başına yeterli gelmez, özellikle belirtiler ağırsa.
Bu durumda psikiyatri hekiminiz antidepresan önerebilir. Emzirirken ilaç kullanma fikri birçok anneyi endişelendiriyor. Burada doğru bilgiyi bilmek önemli.
Önemli noktalar:
Unutmayın, tedavi edilmeyen doğum sonrası depresyonun da riskleri var. Hem sizin ruh sağlığınız, hem bebeğinizle bağınız, hem de bebeğin bakımını sürdürebilmeniz için sizin iyi olmanız çok önemli. Sizin iyileşmeniz, bebeğiniz için de bir yatırımdır.
İlaç başlama ya da bırakma konusunda mutlaka hekimle konuşun. Kendi kendinize ilacı aniden kesmeyin ya da başlamayın.
Hiçbir ilaç ya da terapi, günlük hayatta somut destek almanın yerini tutamaz.
İyileşmeyi hızlandırabilecek bazı değişiklikler:
Ev içi pratik yardım
Birinin yemek yapması, makineye çamaşır atması, bebeği 1 saat kucağında tutup sizin duş almanızı sağlaması sandığınızdan daha etkilidir.
Uyku desteği
Eşinizin bir gece beslenmesini üstlenmesi (sağılmış süt ya da mama ile), sabah bebeği alıp sizin 2 saat daha uyumanıza izin vermesi, aileden birinin birkaç gecelik desteği büyük fark yaratabilir.
Anne grupları ve akran desteği
Aile sağlığı merkezlerindeki anne-bebek buluşmaları, belediyelerin anne-bebek etkinlikleri, güvenilir çevrimiçi anne grupları, ruh halinizi açıkça konuşabileceğiniz alanlar sunabilir. Başkalarının da benzer şeyler yaşadığını duymak, yalnızlık hissini önemli ölçüde azaltır.
Sınır koymak
Sizi yoran, eleştiren, yargılayan kişilere „Şu an ziyaretçi kabul edemiyorum“, „Şu konuda yardım istemiyorum ama şunu yapabilirsen çok iyi olur“ diyebilmek. Ziyaretçileri kısıtlamak, süresini kısaltmak ya da sadece gerçekten iyi hissettiren kişilere kapınızı açmak hakkınız.
Bunlar lüks değil, tedavinin bir parçası. Doğum sonrası ruh hali değişiklikleri ağırlaşmadan toparlanabilmeniz için günlük desteğe ihtiyacınız var.
Yeni anneliği sosyal medyada genellikle pofuduk battaniyeler, süt kokulu bebek yanakları ve her zaman gülümseyen annelerle görürüz.
Gece 4’te, herkes uyurken kendinizi kendi hayatınıza yabancı hissederek bebeği salladığınız anları ise kimse pek anlatmaz.
Bu yazıdan aklınızda sadece birkaç cümle kalacaksa, şunlar olsun:
Doğum sonrası depresyon, lohusa depresyonu, lohusalık hüznü, doğum sonrası anksiyete… İsimler kafa karıştırabilir. En önemlisi, şu anda sizin nasıl hissettiğiniz ve nasıl işleyebildiğiniz.
Eğer yazının herhangi bir yerinde „Bu tam ben“ diye düşündüyseniz, lütfen:
Doğum sonrası depresyon için yardım istemek, zayıflığın değil, cesaretin göstergesi. Siz zaten çok zor bir şey yaptınız, bir insan büyüttünüz, doğurdunuz ve şimdi ona bakıyorsunuz.
Kendi ruh sağlığınız için destek istemek, iyi bir anne olma çabanızın önemli bir parçası. Zaten iyi bir annesiniz, bu desteği sonuna kadar hak ediyorsunuz.